11/08/2015
Mersin Halk Sağlığı Müdürü Dr. Aytekin Kemik’in, “Kişisel olarak nükleer santralların ülkenin geleceği için mutlaka ihtiyaç olduğuna ve karşıt gruplar bu işin aleyhinde demagoji yapıyorlar açıklamasına karşı Mersin Tabip Odası’nın konu ile ilgili görüşleri 11 Ağustos 2015 Salı basın ile paylaşıldı.
Basın açıklamasını Oda başkanımız Dr. Ful Uğurhan okudu. Dr. Mehmet Antmen, Dr. Ruhsar Uçar, Prof. Dr. Gülden Ersöz, Uzm. Dr. İbrahim Pekmez, Uzm. Dr. Galip Kırıcı ve Prof. Dr. Feza Otağ katıldılar.
Mersin Tabip Odası Yönetim Kurulu
11/08/2015
BASINA VE KAMUOYUNA
Geçtiğimiz günlerde Mersin Halk Sağlığı Müdürü Dr. Aytekin Kemik, Gülnar İlçesi Büyükeceli Mahallesi’nde deniz yapıları inşası devam eden Akkuyu Nükleer Santrali’ne karşı olmadığını açıklayarak, tepkileri ’demagoji’ olarak değerlendirmiş, bu demagojiler karşısında da bilimsel bir rapor hazırlamak amacında olduklarını kaydetmiştir. Konuşmasında “karşıt gruplar bu işin aleyhine, olumsuz propaganda yapıyor. Ama biz biliyoruz ki, bugün Fransa’da denize giderken Nice’de, denize girdiğiniz plajın kenarında dahi nükleer santraller var. Orada 59 nükleer santral var. Bizde daha 1 tane kuruluyor” şeklinde devam etmiştir.
Öncelikle bilinmesi gereken;Dr. Aytekin Kemik’in karşıt gruplar diye tanımladığı kesimin başında Türk Tabipleri Birliği, Türkiye Barolar Birliği ve Türk Mimar Mühendis Odaları Birliği geldiğidir. Ülkemizin doktorlarını, hukukçularını ve mühendislerini temsil eden bu üç karşıt grup halen Danıştay’da bilimsel kanıtlara dayanarak açtıkları davanın sonuçlanmasını beklemektedir. Sahte imzalarla onaya sunulan ÇED raporuna, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın olumlu görüş bildirmesi sayesinde, seçim öncesi gösterişli bir törenle sanki santralın temeli atılmış algısı verilerek çalışmalar başlatılmıştır. Yani sahte imzalarla başlayan süreç, açılan dava sürerken sahte temel atma töreni ile devam etmiştir.
İkinci olarak; bugün Fransa’da 59 nükleer santral değil, 59 nükleer reaktörün var olduğu, Türkiye’ de Akkuyu’ya da 1 nükleer santral değil dört nükleer reaktör yapılacağıdır. Bugün nükleer santralların yanında denize girilecek kadar güvenli olduğunu savunmak amacıyla Fransa örneğini verenler, geçmişte deprem bölgesine nükleer santral yapılmasının sakıncalarını gündeme getirdiğimizde Japonya’yı örnek gösterirlerdi. Ancak 11 Mart 2011 tarihinden sonra bir Japon şehri olan Fukuşima’da meydana gelen deprem nedeniyle yaşanan nükleer faciadan sonra artık bu örneği veremez oldular. Dileğimiz Fransa’nın da gerçekleri acı deneyimler yaşadıktan sonra görmemesi ve mevcut reaktörlerin tamamını kapatmasıdır.
Üçüncü olarak; Mersin Halk Sağlığı Müdürü’nün konuşmasının devamında söylediklerinin bilimsel etik açısından kabul edilemez olduğudur.Kendisi konuşmasında “ben kişisel olarak, nükleer santralin mutlaka ülkenin geleceği için ihtiyaç olan çok ciddi bir araç olduğunu düşünüyorum enerji ihtiyacı açısından. Bu demagojileri önlemek üzere Çukurova Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı da bu işin içinde. Biz bir done hazırlayacağız. Hazırladığımız done ile ilerde bu demagojilerin önünü kesecek bilimsel bir rapor olsun istiyoruz. İşin aslı budur. Proje kapsamında yaklaşık 10 bin kişiyle anket, 1150 kişiye de kanser taraması yapılacak. 18 yaş üstü 9 bin 529 kişinin hedeflendiği proje, 3 ay içinde tamamlanacak” demiştir. Merak ettiğimiz konu şu anda yapacakları ve üç ay içinde tamamlayacakları bu anket ve bu kapsamdaki kanser taramaları ile nükleer santralların güvenli olduğunu nasıl kanıtlayacaklarıdır? Zira nükleer santrallar gerek kazalar gerekse normal çalışma koşullarında ortama radyoaktif maddeler salarlar ve günümüzde iyonize radyasyonun kanser yaptığı kanıtlanmıştır. İyonize radyasyonun eşey hücrelerinde yapacağı hasarla nesiller sonrasında dahi ölümcül hastalıklar yaptığı çok iyi biliniyorken Sn. Kemik’in kişisel savını, ülkemizin saygın Üniversitelerinden biri olan Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin adına dayanarak haklı çıkarmaya çalışması etik açıdan uygun değildir
Mersin Tabip Odası olarak bu yılın şubat ayında BİMER’e başvurarak, bölgemizde yapımı planlanan nükleer santralın sağlık üzerine olumsuz etkilerini değerlendirmek amacıyla yapılacak çalışmalarda ve hastalıkların önlenmesinde alınacak tedbirleri sağlamada kullanılmak üzere özellikle tiroit, meme, kan kanseri ve bölgemiz insanlarının tiroit hormon seviyeleri konusunda verilerin toplanması gerektiği ile ilgili bir dilekçe yazdık. Zira bu dört durumun da radyasyon alımı ile yakın ilgisi vardır. Eğer yapılabilirse en iyi ihtimalle şu andan itibaren on yıl sonra tamamlanacağı öngörülen bir nükleer santralın sağlık üzerindeki etkilerini ölçmek için düzenli olarak nesiller boyu çalışmaların yapılması ve yapılacak bu çalışmaların nükleer santralın olmadığı diğer alanlarla kontrol edilerek sürdürülmesi gerekmektedir. İşte o zaman çalışma bilimsel açıdan yön gösterici olur.
Son söz, karşıt gruba mensup olan kişiler olarak sağlıklı yaşamanın her canlının en birincil hakkı olduğunu savunmaktayız. Nükleer santralların 4.8 milyar yaşındaki yaşlı dünyamızda sadece 60 yıl gibi kısa süredir var olduğuna, risklerinin kestirilemez oluşuna ve büyük felaketlere yol açtığının deneyimlenmiş olmasına dikkat çekerek, ülkemizi de tehlikeye atmaya hiç gerek olmadığını bir kez daha vurgulamak istiyoruz. Ayrıca Dr. Kemik ‘ in bir hekim ve bir ilin halk sağlığı müdürü olarak çevreye ve insan sağlığına zararı gerek yaşanan kazalar gerekse normal çalışma koşullarında yol açtığı hastalıkları, bilimsel çalışmalar ile kesin olarak ortaya konulmuş olan nükleer santralları savunmakla makamın sorumluluğunu yerine getirmediğini ve en önemlisi NGSleri aklama çabası ile neyi amaçladığının bilinmediğini kamu oyuyla paylaşıyoruz.
Mersin Tabip Odası



