ÖLÜMLERİ DURDURUN!
Açlık grevi, şiddet içermeyen bir başkaldırı yöntemi olarak katılımcıların bir duruma dikkat çekmek veya protesto etmek, bir takım taleplerini dile getirmek için beslenmeyi reddetmeleridir. Açlık grevlerine katılanların çoğu katı besinleri almayı reddetmekte ve besleyici değeri düşük sıvılarla beslenmektedirler.
Türkiye’li hekimler 1982, 1984, 1996 ve son olarak 2000 yılında yaşanmış açlık grevlerinin tıbbi takibi, tedavisi ve rehabilitasyonunu acı tecrübeler olarak yaşadılar. Bu deneyimlerin ışığında her tür açlık grevinin katılan kişilerin sağlık durumlarında kısa ve uzun vadeli, geriye dönüşü olan ya da olmayan sorunlara yol açacağını biliyoruz.
Açlık grevlerine etik yaklaşım
Açlık grevleri hekimlik mesleğinde zor alanlardan biridir. Bu nedenle Dünya Tabipleri Birliği 1991 yılında Malta Bildirgesi’ni yayınlamıştır. Malta Bildirgesi, açlık grevlerinde hekimlerin yaşam hakkının kutsallığını tanıması ile hastanın kendi bedeni üzerindeki söz hakkına saygı göstermesi arasındaki etik açmaza dikkat çeker.
Malta Bildirgesi’nin açlık grevi yapanlara hekimlik yapacak kişilere önerileri şu şekildedir:
- Hekim, açlık grevinin başında hastanın ayrıntılı tıbbi öyküsünü alır ve tam fizik muayenesini yapar.
- Hekim ya da diğer sağlık personeli açlık grevinin kırılması için herhangi bir baskı yapamaz. Tedavi ya da bakım bu amaçla kullanılamaz.
- Açlık grevinin tıbbi sonuçları net bir biçimde grevciye hekim tarafından aktarılır, ayrıca kişiye özel tehlikeler de belirtilir. Bilinçli bir karar ancak sağlam bir iletişim temelinde alınabilinir. Eğer istenirse çevirmen kullanılmalıdır
- Eğer açlık grevindeki kişi, başka bir hekimin görüşünü de isterse ya da ikinci bir hekimin tedavisini sürdürmesini arzu ederse, bu sağlanmalıdır. Eğer açlık grevcisi tutukluysa, bu görev cezaevi hekiminin organizasyonuyla gerçekleştirilir.
- Açlık grevcileri genellikle enfeksiyonların tedavisini ve ağızdan sıvı alımını (veya damardan serum) kabul edebilirler. Bu tarz bir müdahalenin reddedilmesi ise hastaya verilen sağlık hizmetinde bir önyargı oluşturmamalıdır. Hastaya yapılacak her müdahalede kişinin rızası mutlaka alınmalıdır.
- Hekim, açlık grevindeki kişiyi her gün kontrol ederek greve devam etmeyi isteyip istemediğini saptar. Aynı zamanda doktor günlük olarak hastayı ziyaret ederek bilinç kaybı durumunda tedavinin ne olacağına ilişkin hastanın isteğini öğrenir. Bütün bu gelişmeler, hekim tarafından kaydedilir ve gizliliğinden hekim sorumludur.
- Hastanın ailesini bilgilendirmek hekimin sorumluluğundadır. Ailenin bilgilendirilmemesi ancak açlık grevcisinin talebiyle olur.
Açlık Grevlerine Tıbbi Bakım ve Destek
Günlük ziyaret ve muayeneler tedaviyi reddeden açlık grevcilerini de her defasında mutlaka kapsamalıdır. Günlük kalp akciğer ve batın muayenesi; tansiyon, nabız ve vücut ısısı ölçümü muhakkak yapılmalıdır. Bu, grevcilerin eylemine müdahale anlamına gelmez. Bulantı kusma izlenmesi, sıvı kaybı takibi için önemlidir. Her açlık grevcisi rızası ile istediği an süreci sonlandırabilir; önceki tıbbi kayıtlar sürecin ana belirleyenleri olacaktır.
Açlık grevcisi hastanın günlük sıvı, tuz, şeker ve vitamin alımının takibi önemlidir. Her grevcinin metabolizması farklı olduğundan günlük sıvı miktarı için net bir miktar vermek güçtür. Ancak sıvı alımı için en önemli öneri “susadığı kadar sıvı alması” olacaktır. Günlük en az 2 çay kaşığı tuz, 5 çorba kaşığı şeker ve 1 çay kaşığı karbonat da olmazsa olmazdır. Açlık süresince günlük B vitamini alımı sağlanmalıdır. (B1+B6+B12 tercih edilir)
Türkiye’de sadece B1 içeren ilaç olmadığı için, Benexol, Apikobal, Bevitab, Neurovit, Nerox (ve benzeri eşdeğerleri) tabletlerden günde iki kez önerilmelidir.
Tüm açlık grevcilerine hele 10 günü geçmişse muhakkak kan tetkikleri, tedaviyi reddedenler dâhil hastanın onamı alındıktan sonra, hekimlerce yapılmalı, yapılmamışsa ivedilikle talep edilmelidir. Yaşamsal tuzların takibi çok önemlidir. Açlık grevine devam eden hastadan istenecek tetkikler; Karaciğer fonksiyon testleri (AST, ALT, Alkalen fosfataz, GGT, Billuribinler), böbrek fonksiyon testleri (BUN-Üre-Kreatinin), tiroit fonksiyon testleri, tuzlar (Sodyum, Potasyum, Fosfor, Kalsiyum), kan proteinleri (Albümin, Globulin, Total Protein), kan şekeri, hemogramdır. Şu anda cezaevlerinde uygulanmakta olan her gün kan şekeri ölçümünün açlığın etkilerini takip açısından bilimsel bir değeri yoktur.
En temel, önemli ve hayati kural; açlık süresi ne olursa olsun yeterli B1 (Tiamin) içeriği olmadan dekstroz içeren sıvılar damar yolundan verilmemesidir. Yeterince B1 vitamini içermeyen dekstroz ve eşdeğeri verilirse Wernicke Korsakoff Sendromu gelişebilir. Bu hastalarda ansefalopati ile ölüme sebebiyet verebilir. Bu ciddi bir tıbbi hatadır, sonuçları yaşamsaldır.
SONUÇ OLARAK
Tüm bu veriler de göstermektedir ki, açlık grevi takibi temel etik yaklaşım ve müdahale ilkeleri konusunda eğitim almış kişiler tarafından yapılmalıdır. Cezaevlerinde görevli Aile Hekimleri bu süreçte zorlanmaktadırlar.
Bugün burada Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’na sesleniyoruz: Türk Tabipleri Birliği sürece dahil edilmelidir. Tabip Odalarının belirlediği bağımsız hekimler öncülüğünde, açlık grevcileri bir heyet tarafından değerlendirilmelidir. B vitaminlerinin kullanımı gibi giderek artan hayati öneme sahip tıbbi konularda açlık grevcilerine bu heyetlerce bilgilendirme yapılmalıdır. Daha önceki açlık grevi eylemlerinde oluşan ölüm ve kalıcı sakatlıkların önlenebilmesi için uyarımızın yetkililer tarafından ivedilikle değerlendirilmesini talep ediyoruz. 15.11.2012
MERSİN TABİP ODASI ÇAĞDAŞ HUKUÇULAR DERNEĞİ