26/07/2018
Silifke ve çevresinde yapılması planlanan balık çiftlikleri ile ilgili olarak “Silifke ve çevresinde balık çiftlikleri istemiyoruz” konulu panel 17 Temmuzda Anamur’da, 18 Temmuzda Silifke’de yapıldı. Panele Odamızı temsilen konuşmacı olarak Dr. Nasır Nesanır ve Dr. Mustafa Turgut katıldılar. Dr. Nasır Nesanır’ın sunumu ile ilgili bilgiler aşağıdadır.
MERSİN TABİP ODASI YÖNETİM KURULU
Mersin’in Silifke İlçesinden Anamur İlçesine uzanan bir sahil şeridinde sahillerine kurulması planlanan 67 ayrı balık çiftliğinin ekosisteme ve halk sağlığını zararları üzerine Mersin Çevre ve Doğa Derneği başta olmak üzere birkaç siyasi parti, meslek örgütü, sendika ve sivil toplum örgütlerinin destek verdiği her biri yaklaşık iki saat süren; ve katılımın yüksek olduğu iki konferans/toplantı Anamur ve Silifke’de yapıldı (17 Temmuz 2018 Salı günü saat: 20.00′da Anamur’da belediye toplantı salonunda18 Temmuz 2018Çarşamba günü saat: 17.00′da Silifke belediyesine ait Göksü otelinin toplantı salonunda). Konuşmacı olarak Dokuz Eylül Üniversitesi’nden emekli öğretim üyesi Doç. Dr. Enver Yaser Küçükgül ve Mersin Tabip Odasından Halk Sağlığı Uzmanı Dr Nasır Nesanır katıldı.
Toplantılara bizzat katılan Anamur Belediye Başkanı Mehmet Türe ve Silifke Belediye başkanı Dr Mustafa Turgut balık çiftliklerine karşı olduklarını net bir şekilde ifade ettiler. Ayrıca Mersin Büyükşehir Belediyesi, Bozyazı Belediye Başkanı Mehmet Ballı ve Aydıncık Belediye Başkanı Ferat Aktan çeşitli basın kuruluşlarına verdikleri demeçlerle balık çiftliklerine karşı olduklarını belirttiler.
Mersin Tabip Odası toplantılarda balık çiftliklerine karşı kurulan platformun bir parçası olarak halk sağlığı boyutu ile ilgili kendilerine düşen görevleri yapmaya hazır olduğunu belirtti.
Mersin Tabip Odası’nın balık çiftliklerine karşı çıkma nedenlerini üç maddede toparlarsak:
1- Bir yandan denizde ve kara sularında yanlış avlanma politikaları bir yandan da balık çiftliklerine hamsi gibi halkın temel balık ihtiyacını karşılayan sağlıklı küçük balıkların yem olarak satılması ve balık çiftliklerinde üretilen balıkların % 70’inin ihraç edilmesinden dolayı halkımızın balık tüketimi azalmıştır. Balık çiftliği sayısı arttıkça halkın balık tüketimi azalmaktadır. Bir kilo çiftlik çipurası veya levreği üretebilmek için bir buçuk kilodan fazla yabani balığın avlanmasına ve yeme dönüştürülmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın verileri göre ülkemizde 2000 yılında kişi başı balık tüketimi 8 kilogram iken 2016 yılında 5,4 kilograma düşmüştür.
Balık çiftlikleri denizlerde tükenmekte olan balık stoklarına bir alternatif sunmaktan ziyade, stokların durumunu kötüleştirebilmektedir. Buna göre doğrudan insan tüketimine sunulabilecek, fiyat yönünden ucuz ve gıda yönünden zengin bir kaynak olan hamsinin çok daha büyük bir oranı balık çiftliklerinde yem olarak kullanılmak ve hamsiden daha pahalıya satılacak veya % 70’i ihraç edilecek bir balıklar üretmek üzere yem fabrikalarına gönderilmesi hem hamsi, çaça vb. balıkların avcılığı üzerindeki baskıyı arttırmakta, hem balığı daha erişilebilir bir gıda olmaktan uzaklaştırıp lüks bir tüketim ve ihraç ürünü haline getirmektedir. 1950 ve 1960 arasında %90’ı doğrudan insan tüketimine yönlendirilen hamsinin, 2013’te %56’sı balık unu ve balık yağı üretimi için kullanılmıştır.
2-Balıkların tükettiği yemin %25-33 ü dışkı olarak çıkmaktadır Yılda 500 ton somon balığı yetiştiren küçük bir balık çiftliği 5000-7500 nüfuslu bir kasabanın lağımı kadar organik atık yaymaktadır. Başka bir değişle 50,000 ton çiftlik somonu 682 000 kişinin arıtılmamış lağım atığı kadar azot ve 216,000 kişinin arıtılmamış lağım atığı kadar fosfor atımına neden olur.
Türkiye’deki sahil sitelerinin hepsi atık su arıtmalıdır. Denize atık bıraktıkları tespit edildiğinde 85.475 TL ceza kesilmekteyken aynı sitelerin 1 km deniz açığında bulunan balık çiftliklerinin arıtma tesisi zorunluluğu yoktur. Böylece Anamur’dan Silifke’ye kadar kurulan balık çiftliklerinde her yıl kıyıya yakın deniz alanında tonlarca balık dışkısı denize bırakılacaktır.
Ayrıca balık çiftliklerindeki balıkların % 10 ile 30 u ölmektedir. Bu da senede yüz binlerce balık ölümü demektir. Tehlikeli atık olduklarından gübre ve yem olarak kullanılamayan bu ölü balıklar ya toprağa gömülmekte, ya denetimin yetersiz olduğu ülkelerde olduğu gibi su kütlesine atılmaktadır. Genellikle izole bölgelerde bulunan balık çiftliklerindeki ölü balıklar zaten çok kez sistemli gömme bölgelerine taşınmak yerine (maliyetten dolayı) yasak olduğu halde yakın çevreye gömülmektedir.
3-Balık çiftliklerinde dezenfektanlar, anastezikler, bitki, böcek, haşere, parazit öldürücü maddeler, hormonlar, büyüme kontrol ajanları, hastalık önleme ve kontrol ilaçları , cinsiyet değiştirme ilaçları, üreme, büyüme ve canlılık aktivatörleri gibi kimyasallar ve GDO yemleri kullanılmaktadır. Ek olarak balık çiftliklerinde organik ve inorganik birikmeler, dışkılar, besin artıkları endemik olmayan türler ve getirilmiş patojenler, dip çamurları ve kaçan balıklar tüm canlıları, flora ve faunayı olumsuz etkileyecektir.
Balık çiftlikleri bütün bu olumsuzluklarıyla; halk sağlığı ve çevrenin yanı sıra dip canlılarını, deniz memelilerini, su kuşlarını kötü bir şekilde etkileyerek ekosisteme bir çok açıdan bazen de geri dönüşümsüz olarak zarar verecektir.
Çözüme balık çiftliklerini savunarak değil üç tarafı denizle çevrili ülkemizde halkın balık ihtiyacının denizlerden neden sağlanamadığı sorusuna bir yanıt bulmakla yelken açabiliriz.