Sayın Valim, sayın Büyükşehir Belediye Başkanım, sayın Akdeniz Bölge Komutanım, sayın rektörüm, sayın İl Sağlık Müdürüm, sayın dekanlar, sayın Mersin Tabip Odası Başkanım, değerli meslektaşlarım, sevgili öğrenciler, ve Türk basınının değerli üyeleri,
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Mersin Tabip Odasının birlikte düzenlediği 14 Mart Tıp Bayramı törenine hoşgeldiniz.
Bugün 14 Martın nasıl ortaya çıktığından, değerli hekim büyüklerimizden ve son günlerde hepimizi çok yakından ilgilendiren ve etkileyen gelişmelerden söz etmeyeceğim. Bugün sizlerle, hayatımı etkileyen bir söz üzerine söyleşmek istiyorum.
Yıllar önce bir gazetede okumuştum bu sözü. “Her seçiş, bir vazgeçiştir”. Gerçekten de nasıl bir hayat yaşayacağımızı yaptığımız seçimler belirler. Bugünlerde bu sözü her zamankinden sık hatırlıyorum. Biz doktor olmayı seçerken nelerden vaz geçtik, yaşadığımız her gün, bunun dökümünü yapmakla geçiyor.
En başından başlayacak olursak, biz doktorlar, kalbimizin en hızlı çarptığı yaşlarda kalp çarpıntılarımızın peşinden sürüklenmek yerine, o kalbin nasıl çarptığını öğrenmeyi seçtik. Ilık bahar akşamlarında, hayatın güzelliklerini keşfetmek yerine, floresan ışıkları altında, çalışma salonlarında sabahlayarak sınavlara hazırlanmayı seçtik. Lise arkadaşlarımızın bazıları 4 yılda hayata atılırken, biz altı yıl okumayı seçtik. Okulumuzu bitirdiğimizde, hiç itiraz etmeden, sanki bizi anne babalarımız okutmamış gibi, eğitim katkı payını ödememişiz gibi, neden “mecburi” olduğunu bir türlü çözemediğimiz hizmeti yapmak üzere, adını sadece coğrafya dersinde duyduğumuz yerlerde halkımıza hizmet etmeyi seçtik. Mesleğimizde ilerleyebilmek için, kıran kırana geçen uzmanlık sınavlarına girmeyi seçtik. Deliksiz huzurlu uykuları değil, hastane yataklarında geçen, saat başı bölünen, rüyalarda bile hastalarımızla uğraştığımız uykuları seçtik. Sanılanın ve söylenenin aksine, amacımız çok para kazanmak olmadı hiç. Biz parayı değil, hastalarımızın kışın üşüyen ayaklarımızı düşünerek ördükleri çiçekli yün patikleri, oyalı yazmaları, papatyalı banyo liflerini, bir demet nergisi, bir torba elmayı, minnet dolu bir bakışı, sımsıkı bir kucaklamayı seçtik.
Olanı biteni anlamadan, ne söylenirse inanmayı değil, gerçeği aramayı, bulmayı, anlamayı ve anlatmayı seçtik.
“Annelerin ninnilerinden
spikerin okuduğu habere kadar
yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı
anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık
anlamak gideni ve gelmekte olanı”
Sonuç olarak sevgili dostlarım, biz doktor olmayı seçtik ama insanca yaşamaktan, değer görmeyi ummaktan, hak ettiğimizi talep etmekten vaz geçmedik. Umut etmekten de vaz geçmeyeceğiz.