12 EYLÜL ANAYASASI’NA DA, AKP ANAYASASI’NA DA HAYIR!
İktidarı ve muhalefeti ile büyük gürültüler eşliğinde yürütülen referandum tartışmaları, toplumun örgütlü ya da örgütsüz tüm kesimleri gibi, emekçileri ve sendikaları da etkisi altına almıştır. Referandum tartışmaları üzerinden bir kez daha emekçiler bölünmeye ve egemen politikalara yedeklenmeye çalışılmaktadır. Bu noktada temsil ettikleri sınıfın öz örgütleri olarak sendikaların referandum gibi önemli bir sorunda sınıf ihtiyaçları yönünden taraf olmaları, aynı zamanda tarihsel bir sorumluluktur.
Bize göre, büyük bir “demokratikleşme” paketi olarak sunulan anayasa değişiklikleri, emekçilerin çıkarlarını gerçekte iyileştirmemektedir. 12 Eylül rejiminin Türkiye kapitalizminin son dönem ihtiyaçları doğrultusunda restorasyonu olarak görülebilecek söz konusu değişiklikler, 12 Eylül rejiminin özünü değiştirmemekte, 12 Eylül’ün demokratik katılım yollarını kapatan hemen tüm kurumlarını korumakta, 12 Eylül askeri darbesinin gerçekleştirilmesine zemin hazırlayan sınıf kesimlerinin bugünkü çıkarlarıyla da örtüşmektedir.
AKP Hükümeti, özellikle emekçileri ve onların örgütleri olan sendikaları yanına alarak, onları emek karşıtı yeni saldırı politikalarına dayanak olarak kullanmak istemekte ve saldırılarını meşrulaştırmanın yollarını aramaktadır. Bu çerçevede, Anayasa değişikliklerinde ülkenin en önemli sorunlarının çözümüne hizmet edecek herhangi bir yenilik yoktur. Daha da ötesi, 12 Eylül askeri rejiminin örgütlenmeye ilişkin getirdiği yasakçı çerçeve korunmakta, örgütlenme yasakları sürdürülmektedir. Değişiklik paketinde, sendikal hak ve özgürlükler ile emeğin haklarının garantiye alınması konusunda gerçek anlamda herhangi bir olumlu düzenleme bulunmamaktadır.
Anayasa değişikliği birden çok sendikaya üye olmanın önünü açmakta, sendikal hak ve özgürlükleri güvence altına almak ve geliştirmek için yapılması gereken onca düzenleme varken böyle bir değişikliğe gidilmesi ile sendikaların ‘yetki tartışması’ üzerinden karşı karşıya gelmelerini sağlamak, işveren ve hükümet güdümlü sendikacılığı güçlendirmek amaçlanmaktadır. Yine kamu emekçilerine toplu sözleşme hakkı tanındığı iddia edilerek, grevsiz sendika ve toplu sözleşme hakkının olamayacağı gerçeği göz ardı edilmektedir. Kamu emekçilerine grevli toplu sözleşmeli sendika hakkı tanınmadığı gibi, mevcut 12 Eylül Anayasasını bile aşan bir düzenleme yapılarak, uğruna yıllarca mücadele edilen ve bedeller ödenen “grev hakkı”, zorunlu tahkim sistemi üzerinden açıkça yasaklanmaktadır.
Türkiye’nin ihtiyacı temel hak ve özgürlükleri güvenceye alan, yasakları kaldıran demokratik bir Anayasadır. Çalışma hakkı başta olmak üzere, iş güvencesi, sağlık, eğitim, konut, örgütlenme, siyaset yapma hakkı öncelikle güvenceye alınmalıdır. Sendikal hak ve özgürlükler herhangi bir kısıtlamaya gidilmeden tanınmalı; özelleştirme, esnek çalışma ve taşeronlaştırma yasaklanmalıdır. Grev yasaklarını kaldırarak sınırsız örgütlenme, toplusözleşme ve grev hakkını da içeren, yeni ve demokratik bir anayasa yapılmadıkça demokratikleşmeden bahsetmek mümkün değildir.
Bu değişikliğin tek nedeni, diğer bazı maddelerin arasına ne denli gizlenmeye çalışılırsa çalışılsın YARGI GÜCÜNÜ siyasi iktidara bağlamaktır. Böylece iktidarın denetlenmesinin ve iktidardan hesap sorulmasının önüne geçilmek istenmektedir.
Sonuç olarak belirtmek isteriz ki, emekçilerin çıkarlarının dışında bir demokrasi algısı, bizim açımızdan kabul edilebilir değildir. Bize göre, Ankara’nın ayazında direnen TEKEL işçilerine gaz ve copla saldırıyı reva gören, maden ocaklarında iş cinayetleri sonucu yaşamını yitiren işçilerin ölümüne “kader” diyen, ataması yapılmayan öğretmenleri “öğretmen olamayanlar” diyerek aşağılayan ve referandum sürecinde “memur” sözcüğünü bir aşağılama ifadesi olarak kullanan anlayıştan emekçilerin yararına bir adım beklemek mümkün değildir. Kaldı ki, Anayasa paketinin hazırlanma süreci, amacı ve içeriği bu gerçeği bir kez daha teyit etmiştir. Toplumun en geniş kesimini oluşturan emekçiler açısından herhangi bir olumlu düzenleme içermeyen, demokratikleşmeden ziyade AKP hükümetinin ve sermaye çevrelerinin ihtiyaçlarına hitap eden bu Anayasa değişikliğine emek örgütlerinin ve emekçilerin “evet” demesi beklenemez.
Unutulmamalıdır ki karşımızda 8 yıllık izlediği programla emek ve emekçi düşmanı kimliğini ispatlamış bir iktidar vardır. Mevcut haliyle 12 Eylül’de pakete evet demek, aynı zamanda AKP’nin 8 yıllık emek düşmanı politikalarını onaylamak ve 12 Eylül 2010 sonrasında da emek karşıtı saldırı programını güçlendirmesinin önünü açmak anlamı taşımaktadır.
Bu çerçevede bizler, sendika ve odalarda çalışan uzmanlar, sendika ve emek alanına yönelik olarak çalışmalar yapan bilim insanları olarak, emekçilerin ve toplumun diğer ezilen kesimlerinin taleplerini içermediği, onların yaşamlarında gerçek ve somut iyileştirmeler sağlamamaktadır.
Sonuç olarak;
12 Eylül’de yapılacak referandum bir sağ-sol, şu veya bu parti meselesi değil, ulusal bir meseledir, yaşamsal bir meseledir, var olma meselesidir. Bu, milli ile gayrı millinin mücadelesi ve meselesidir.
Gerçekler çarpıtılarak, gizlenilerek, küresel güçlerin çıkarları ve talepleri doğrultusunda yargının bağımsızlığını, egemenliğini ve denetim yetkisini elinden alacak, ülkenin kaynaklarını ve zenginliklerini, hatta topraklarını küresel sermayeye peşkeş çekecek anayasa değişikliğine HAYIR DİYORUZ!
Hayır Platformu Adına
Recep KARA
Tüm Bel-Sen Mersin Şb. Bşk.
TMMOB İL KOORDİNASYON KURULU KESK’E BAĞLI
MERSİN TABİP ODASI EĞİTİM-SEN
MERSİN ECZACI ODASI TARIM ORKAN-SEN
DİSK GENEL-İŞ TÜM-BEL SEN
BİRLEŞİK METAL-İŞ BES
KÜLTÜR SANAT SEN
BTS